• Anasayfa
  • Hukuk Komisyonu

İstanbul sözleşmesi’nden hukuksuz çekilme işlemine yönelik Danıştay’a yaptığımız itirazın reddedildiğine dair karar

İstanbul sözleşmesi’nden hukuksuz çekilme işlemine yönelik Danıştay’a yaptığımız itirazın reddedildiğine dair karar

T.C.

D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

YD İtiraz No : 2022/239

İTİRAZ EDEN (DAVACI) : Rosa(Gül) Kadın Derneği

VEKİLİ : Av. Elif Tirenç İpek Ulaş UETS Kodu: 16536-35688-57993 (E-Tebligat)

KARŞI TARAF (DAVALI) : Cumhurbaşkanlığı

UETS Kodu: 35756-96577-89850 (E-Tebligat)

VEKİLİ : Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürü Hakkı Susmaz

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesince verilen yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin28/12/2021 tarih ve E:2021/2830 sayılı karara, davacı itiraz etmekte ve yürütmenin durdurulmasını istemektedir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ MEHMET CELAL UZUNKAYA'NIN DÜŞÜNCESİ : İtirazın reddi gerektiği düşünülmektedir.

                                                                   TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine ilişkin 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali ve yürütülmesinin durdurulması ile bu Kararın dayanağı olan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “ bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme” ibaresinin iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istemiyle açılan davada; Danıştay Onuncu Dairesince verilen yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin 28/12/2021 tarih ve E:2021/2830 sayılı karara, davacı itiraz etmekte ve yürütmenin durdurulmasını istemektedir. Davacı tarafından, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının iptali ve yürütülmesinin durdurulması ile birlikte bu Kararın dayanağını teşkil eden 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme” ibaresinin iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi de istenildiğinden, uyuşmazlığın çözümü için öncelikle 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin anılan düzenlemesinin Anayasa'ya aykırılık iddiasının irdelenmesi gerekmektedir.

1) Anayasal Düzenlemeler:

Anayasa'nın 6. maddesinde, hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı; 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilmesinin mümkün olmadığı; 8. maddesinde ise, yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı tarafından Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği hükümlerine yer verilmiştir. Anayasa'nın 87. maddesinde, milletlerarası andlaşmaların "onaylanmasını uygun bulmak" Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında, 104. maddesinin 11. fıkrasında, Milletlerarası andlaşmaları "onaylamak" ve yayımlamak Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri arasında sayılmış olup, "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlıklı 90. maddesinde ise, Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanmasının, maddenin 2. ve 3. fıkralarında belirtilen istisnalar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlı olduğu hüküm altına alınmış, maddenin 5. fıkrasında da Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylanmasını bir kanunla uygun bulup bulmaması yönünden herhangi bir ayrım yapılmadan usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 104. maddesinin 17. fıkrasında; Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemeyeceği, Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı, kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Anayasa'da milletlerarası andlaşmaların onaylanması ve yayımlanmasına ilişkin hususlar düzenlenmiş olmakla birlikte milletlerarası andlaşmaların feshedilmesi veya bu andlaşmalardan çıkılması usulüne ilişkin herhangi bir hüküm yer almamaktadır.

2) 9 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin İlgili Düzenlemelerinin Konu İtibarıyla Yetki Yönünden Anayasa'ya Uygunluğunun Değerlendirilmesi:

21/01/2017 tarih ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmış, bu değişikliklerle yeni bir hükûmet sistemine geçilmiştir. Buna bağlı olarak Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Anayasa’nın 8. maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna ait olduğu ifade edilmekte iken, maddede yapılan değişiklikle Bakanlar Kurulu kaldırılarak, yürütme yetkisi ve görevi tek başına Cumhurbaşkanına verilmiştir. Anayasa’da Bakanlar Kuruluna verilen görev ve yetkilere ilişkin maddelerde de aynı doğrultuda değişiklik yapılarak daha önce Bakanlar Kuruluna ait olan görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanı tarafından yerine getirilmesi öngörülmüştür. Yeni hükûmet sisteminin en önemli özelliklerinden biri de Cumhurbaşkanına “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” adı altında düzenleme yapma yetkisinin tanınması ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile Cumhurbaşkanına belirli konularda ilk elden düzenleme yapma yetkisinin verilmiş olmasıdır. Yürütmenin diğer düzenleyici işlemlerinden farklı olarak Cumhurbaşkanı Anayasa’da belirlenen yetki çerçevesinde herhangi bir kanuna dayanmadan ya da yasama organının onayı olmadan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yoluyla düzenleme yapabilecektir. Anayasa’da Cumhurbaşkanına Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisi verilmekle birlikte, bu yetki konu itibarıyla belli yönlerden sınırlandırılmıştır. Bu sınırlamalar Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasının ilk dört cümlesinde düzenlenmiştir. Anılan fıkranın birinci cümlesinde, Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği ifade edilmiştir. Fıkranın ikinci cümlesinde “Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin” Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Fıkranın üçüncü cümlesinde de, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. En nihayetinde, fıkranın dördüncü cümlesinde ise kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı ifade edilmiştir. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin anılan düzenlemede öngörülen konu bakımından yetki kurallarına uygun olarak çıkarılması gerekmektedir. Aksi takdirde, içeriği Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile, bu düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez. Bu kapsamda, dava konusu Cumhurbaşkanı kararının dayanağını teşkil eden 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin anılan hükümünün Anayasa'ya uygunluğu irdelenirken, öncelikle bu hükümün Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenip düzenlenemeyeceği hususunun da ortaya konulması gerekmektedir. Anayasa'ya aykırılığı iddia edilen 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme” hükümü ile Cumhurbaşkanına milletlerarası andlaşmaları ülkemiz açısından sona erdirme yetkisi tanınmaktadır. Dolayısıyla, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin anılan hükümünün Anayasa'ya aykırı olup olmadığı hususundaki uyuşmazlık, bu hükümle Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin yürütmenin alanında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Anayasa'nın milletlerarası andlaşmaların iç hukuka aktarılması usulünü düzenleyen 90. maddesinde, bu andlaşmaların onaylanması ve yayımlanmasına yönelik düzenlemeler bulunmakla birlikte, milletlerarası andlaşmaların sona erdirilmesi ya da bu andlaşmalardan çıkılması usulüne ilişkin herhangi bir hüküm öngörülmemiştir. Görüldüğü üzere, Anayasa koyucu, 90. madde ile, milletlerarası sözleşmelerin iç hukuka aktarılması konusunda, yasama ve yürütme organına belli konularda yetkiler vermiştir. Dolayısıyla, bir milletlerarası andlaşmanın sona erdirilmesi ya da bu andlaşmadan çıkılması konusunda Anayasa'da açık bir düzenleme bulunmaması nedeniyle, Anayasa'ya aykırılık iddiasının çözümü için, Anayasa'da milletlerarası andlaşmaların onaylanması konusunda kurgulanan sistemde yasama ve yürütmenin rolünün açıklığa kavuşturulması önem arz etmektedir. Gelişmiş birçok ülkenin anayasalarında milletlerarası andlaşmaları onaylama yetkisi, yasama organlarının uygun bulmasından sonra, yürütme organına verilmiştir. Bununla birlikte, devlet başkanları veya hükümetler yasama organlarının onaylanmasını uygun buldukları andlaşmaları onaylamak zorunda değildir. Zira, bir andlaşmanın onaylanıp onaylanmaması yasama organının “uygun bulmasına” bağlı olsa da, “onay” işlemi, hukukî niteliği itibarıyla, yasama organına değil, yürütme organına ait bir işlemdir. Yasama organının “uygun bulma” iradesi, yürütme organının onay iradesinin “gerekli şartı” olmakla birlikte, “yeterli şartı” değildir. Uluslararası ilişkiler alanında yasama organının yetkisi nihaî ve mutlak yetki olmayıp, bu yetkinin esas itibarıyla yürütme organına ait olması ve andlaşmaların devletin uluslararası sorumluluğunu doğurması sebebiyle, yürütme organı, andlaşmanın onaylanma zamanını, uluslararası alanda değişen şartlara göre veya ikili andlaşmalarda andlaşma yapacağı devletle yaşanan ilişkiler çerçevesinde belirleyebilir veya andlaşmayı onaylamaktan tamamen vazgeçebilir. Gerek 1961 Anayasası'nın 65. maddesine, gerekse 1982 Anayasası'nın 90. maddesine göre, herhangi bir milletlerarası andlaşmayı imzalayıp imzalamama, onaylayıp onaylamama veya daha önce yürürlüğe konulmuş bir milletlerarası andlaşmaya dayanarak o andlaşmanın belirli hükümlerini devletler hukuku ve iç hukuk bakımından yürürlüğe koyacak tasarruflarda bulunup bulunmama yetkisi yürütme organına aittir. Yasama organının onaylamayı bir kanunla uygun bulması, milletlerarası andlaşma hükümlerinin devletler hukuku ve iç hukuk açısından yürürlüğe girebilmesi için gerekli iç hukuk işlemleriyle birlikte, diplomatik işlemleri de yapabilmesi kapsamında yürütme organına “tam bir takdir yetkisi vermesi” anlamına gelmektedir. Yasama organı, bu diplomatik tasarruflar ile milletlerarası andlaşmaları Türk iç hukukuna dâhil etmeye yönelik tasarrufları, yürütme organının yerine geçerek bizzat yapamaz. Bununla birlikte yasama organının, yürütme organının diplomatik tasarrufları yapma ve milletlerarası andlaşmaları Türk iç hukukuna dâhil etme konusundaki takdir yetkisini “engelleme yetkisi” bulunmakta olup, yasama organının onaylamayı uygun bulma kanun tekliflerini “reddetmek suretiyle” bu engelleme yetkisini kullanabileceği açıktır. Benzer şekilde, yasama organının, -uygun bulma kanununda belirtilen çekinceler dışında- andlaşma hükümlerinde değişiklik yapma yetkisi de bulunmamaktadır. Yasama organı, andlaşmayı ya onaylamak üzere uygun bulur ya da uygun bulmaz; andlaşmayı değiştirme yetkisi, yeni bir andlaşma yapmak suretiyle, yine Anayasanın 90. maddesi çerçevesinde, yürütme organına ait bir yetkidir. Görüldüğü üzere, Anayasa'nın 90. maddesi ile Anayasa koyucu, milletlerarası andlaşmaların iç hukuka aktarılma konusunda "asıl yetki"yi yürütme organına tevdi etmiş, yasama organına ise "kısıtlı bir yetki" tanımıştır. Nitekim, 9 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "İkinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalan..." ibaresi ile 2. fıkrasının ve 6. maddesinin 1. fıkrasının iptali istemiyle açılan dava sonucunda Anayasa Mahkemesi'nce verilen 25/06/2020 tarih ve E:2018/126, K:2020/32 sayılı kararda; "Anayasa'nın anılan maddesinin on birinci fıkrasında milletlerarası andlaşmaları onaylama ve yayımlama yetkisinin Cumhurbaşkanı'na ait olduğu belirtilerek milletlerarası andlaşmalara ilişkin yetki yürütme organına verilmiştir. Bu kapsamda, andlaşma metinlerinin hazırlanması, imzalanması, son aşamada onaylanarak yürürlüğe konması gibi hususlar yürütme organı tarafından yerine getirilmektedir. Yasama organının andlaşmalara ilişkin yetkisi ise andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulmaktan ibarettir." denilmek suretiyle milletlerarası andlaşmaların iç hukuka aktarılması rejiminde başat yetkinin yürütmeye ait olduğu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin milletlerarası andlaşmalara ilişkin yetkisinin andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulmaktan ibaret bulunduğu vurgulanmıştır. Esasında, Anayasa koyucunun milletlerarası andlaşmaların iç hukuka aktarılması konusunda 1924 Anayasası'ndan günümüze kadar gelen süreçte benimsediği yaklaşım da, bu hukuki değerlendirmeyi destekler niteliktedir. Nitekim, 1924 Anayasası'nın 26. maddesi ile, "Devletlerle mukavele, muahede ve sulh akdi" vazifesinin Türkiye Büyük Millet Meclisince ifa edileceği hükme bağlanmıştır. Böylece, Anayasa koyucu bu dönemde milletlerarası andlaşmalara ilişkin yetkiyi tamamen yasama organına vermeyi uygun görmüştür. Ancak, uygulamada yaşanan sıkıntılar nedeniyle, 1961 Anayasası ile milletlerarası andlaşmalar konusunda farklı bir rejim benimsenmiş ve milletlerarası anlaşmaların iç hukuka aktarılması konusunda asıl yetki yürütme organına verilmiştir. Gerçekten, 1961 Anayasası'nın 65. maddesinde, milletlerarası sözleşmelerin onaylanması kural olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı kanunla uygun bulması şartına bağlanmış; 95. maddesinde de, milletlerarası andlaşmaları onaylama görev ve yetkisinin Cumhurbaşkanına ait olduğu kabul edilmiştir. Görüldüğü üzere, Anayasa koyucu, 1924 Anayasası ile benimsenen milletlerarası andlaşmalar ile ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkili olması anlayışını 1961 Anayasası ile terk etmiş ve onaylama yetkisini Cumhurbaşkanına vermiştir. 1961 Anayasası ile benimsenen bu sistemin uygulamada iyi işlemesi üzerine, aynı hüküm 1982 Anayasası'nda kabul görüş ve uygulanmıştır. 1982 Anayasası'nın 90. maddesi ile ilgili Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde, "Andlaşmaların uygun bulunması ile ilgili bu madde uygulamada iyi işlediği ve ihtiyaca cevap verdiği için aynen kabul edilmesi uygun görülmüştür." denmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır. Bu anlatımlar dikkate alındığında, Anayasa koyucunun milletlerarası andlaşmaların iç hukuka aktarılması konusunda ihdas ettiği sistemlerin tarihsel gelişimi, milletlerarası andlaşmalar ile ilgili asıl yetkinin yürütme organına ait olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde, 9 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin yayımından önce milletlerarası andlaşmaların onaylanmasına ilişkin usul ve esasları düzenleyen ve 11/06/1963  tarih ve 11425 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 244 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması ile Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun'un 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 181. maddesiyle ilga edilen "Onaylama ve sair tasarruflar" başlıklı 3. maddesi ve anılan maddenin gerekçesi de, milletlerarası andlaşmalar ile ilgili yetkinin yürütmenin alanında kaldığı hususundaki hukuki değerlendirmeyi teyit etmektedir. Nitekim, anılan Kanun'un 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 181. maddesiyle ilga edilen "Onaylama ve sair tasarruflar" başlıklı 3. maddesinde, "1. Milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunlara katılma, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir Milletlerarası Andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme, Bakanlar Kurulu kararnamesiyle olur. ..." hükmü yer almakta olup; milletlerarası andlaşmaları sona erdirme yetkisini yürütme organına (Bakanlar Kurulu) veren bu maddeye ilişkin teklifin gerekçesinde, "Andlaşmalar, bu hüküm gereğince, kanun kuvvetini, onaylamayı -veya katılmayı- uygun bulma kanununun yürürlüğe girmesi ile kazanmıyacaklardır. Zira, bu kanunun tek hukuki sonucu, Cumhurbaşkanına bir takdir yetkisini Anayasanın 98 nci maddesi uyarınca kullanmak imkanını vermesinden ibarettir; ve, onaylama-veya katılmaancak ve ancak, Cumhurbaşkanının bu tasarrufu yerine getirmesiyle tekevvün etmiş olacaktır."; yine aynı Kanun'a ilişkin Geçici Komisyon Raporunda ise, "Anayasa Hukukunun genel kaideleri gereğince, Anayasalarda aksine serahat yoksa, andlaşmaların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, bir Devleti bağlıyan bir andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, bir andlaşmanın- Kuzey Atlantik Andlaşmasının artık Cezayir'e kabili tatbik olmayışı gibiuygulama alanını değiştirme, özellikle mukabele bilmisil maksadiyle, bir andlaşmanın hükümlerinin tatbikini kısmen veya tamamen durdurulma ve bir andlaşmayı sona erdirme hakkındaki diplomatik tasarrufları yapmak", bahusus fonksiyonlar kuvvetler ayrılığı sisteminin cari olduğu bir memlekette, yürütme organının yetki alanına giren tasarruflardan sayılır. Bu husus, söz konusu maddenin 1 nci fıkrasında açıkça belirtilmiştir. Bu gibi konularda, yasama meclislerinin siyasi tercihleri, -tıpkı yürütme organının bir uygun bulma kanununa lüzum olmaksızın onaylıyabileceği veya katılabileceği Andlaşmalar için olduğu gibi- murakebe yollarının kullanılması suretiyle meydana çıkar" denilmektedir. Kaldı ki, günümüzdeki sistemle birebir aynı düzenlemeleri ihtiva eden 244 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan hükmünün yürürlükte olduğu dönemde şekillenen uygulamaya bakıldığında da,milletlerarası andlaşmaları iç hukuka aktarma konusunda asıl yetkiye sahip olan yürütme organının bazı milletlerarası andlaşmaları yasama organının işlemi olmaksızın ülkemiz açısından sona erdirdiği görülmektedir. Örneğin, 21/01/1998 tarih ve 4330 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 98/10613 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Türkiye Cumhuriyeti ile Slovak Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşması", Türkiye Büyük Millet Meclisince söz konusu milletlerarası andlaşmanın feshinin uygun bulunduğuna dair herhangi bir kanun yürürlüğe konulmaksızın, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının dayanağı olan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrası ile hemen hemen aynı hükümleri ihtiva eden 244 sayılı Kanun'un mülga 3. maddesinde yer alan “Milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunlara katılma, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyetini bağlıyan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tesbit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme, Bakanlar Kurulu kararnamesiyle olur.” hükmünün verdiği yetkiye istinaden, 02/03/2004 tarih ve 25390 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2004/6862 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla feshedilmiştir. Benzer şekilde yasama organının onaylamayı 6077, 4801 ve 4310 sayılı kanunlarla uygun bulması üzerine onaylanarak iç hukuka aktarılan Uluslararası Kahve Anlaşması, Türkiye Cumhuriyeti ile Hırvatistan Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti ile Romanya Arasında Serbest Ticaret Anlaşması da yasama organının herhangi bir iştiraki olmaksızın Bakanlar Kurulu kararlarıyla feshedilmiştir. Bu açıklamalar ışığında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin milletlerarası andlaşmaların iç hukuka aktarılması hususundaki yetkisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmaktan ibaret olması, Anayasa uyarınca onaylama yetkisini uhdesinde bulunduran Cumhurbaşkanının onaylamayı uygun bulma kanunu üzerine bir milletlerarası andlaşmayı onayıp onaylamama konusunda takdir yetkisine sahip bulunması ve milletlerarası andlaşmaların iç hukuka aktarılması konusunda asıl yetkinin Cumhurbaşkanına tevdi edilmiş olması karşısında, Cumhurbaşkanının milletlerarası andlaşmaları sona erdirme veya bu andlaşmalardan çıkma yetkisine de sahip olacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu itibarla, yasama organının milletlerarası andlaşmalara ilişkin yetkisinin andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulmaktan ibaret olduğu, bu kanunun tek hukuki sonucunun, Cumhurbaşkanına bir takdir yetkisini kullanma imkanını vermek olduğu, Cumhurbaşkanının uygun bulma kanunu sonrasında milletlerarası andlaşmayı onaylayıp onaylamama konusunda takdir yetkisine sahip olduğu ve milletlerarası andlaşmaların sona erdirilmesinin (Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshinin) tıpkı andlaşma metinlerinin hazırlanması, imzalanması, son aşamada onaylanarak yürürlüğe konması hususlarında olduğu gibi "yürütme yetkisi" dahilinde bulunduğu görüldüğünden, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan " bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme" ibaresinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenebilecek hususlardan olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan, Anayasa'nın 104. maddesinin 17. fıkrasında, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin düzenlenemeyeceği öngörüldüğünden, davaya konu Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin sona erdirilmesi yetkisinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesine konu edilip edilmeyeceği hususunun da Anayasa'ya aykırılık iddiası kapsamında irdelenmesi gerekmektedir. Yukarıda yer verildiği üzere, mezkur Anayasal kural, "Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler"in Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemeyeceğini hükme bağlamaktadır. Anayasa'nın anılan hükmünde, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri için öngörülen mezkur "yasak düzenleme" alanından, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile doğrudan doğruya anılan hakların içeriğine ilişkin düzenleme yapılamaması, bu hakların sınırlandırılamaması veya ortadan kaldırılamaması anlaşılmalıdır. Dolayısıyla, içeriğinde temel hak ve özgürlüklere ilişkin herhangi bir hüküm bulunmayan ve sadece Anayasa'nın 90. maddesinde yer alan hükümlere paralel şekilde milletlerarası andlaşmaların yürürlüğe konulması ve yürürlükten kaldırılmasına ilişkin usuli düzenlemeleri içeren 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrasının temel hak ve özgürlükler ile ilgili Anayasa'nın 104. maddesinin 17. fıkrasındaki "yasak alan"a yönelik düzenleme getirdiğinden söz edilemeyeceği açıktır. Yapılan bu değerlendirmelere paralel şekilde, dava konusu 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının dayanağı olan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin bazı hükümlerinin iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesi, genel olarak Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin anayasal çerçevesine ve yargısal denetimine yönelik açıklamalar yaptıktan sonra, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yargısal denetiminde öncelikle Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında belirtilen Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin “konu bakımından yetki kurallarına uygunluğu”nun ele alınması gerektiğini, anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin “içerik yönünden Anayasaya uygunluğu”nun denetiminin yapılacağını ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu 25/06/2020 tarih ve E:2018/126, K:2020/32 sayılı Kararında, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin konu bakımından yetki yönünden incelemesini yaparken; Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca milletlerarası andlaşmaları “onaylama ve yayımlama yetkisinin Cumhurbaşkanına ait olduğu”, “milletlerarası andlaşmalara ilişkin yetkinin yürütme organına verildiği”, yasama organının andlaşmalara ilişkin yetkisinin ise “sadece” andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulmaktan “ibaret olduğu”nu vurguladıktan sonra aşağıda belirtilen üç husus yönünden inceleme yapmıştır: 1. Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile Düzenlenmesi Yasak Alan: Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle siyasi haklar ve ödevlere ilişkin herhangi bir düzenleme öngörülüp öngörülmediği, 2. Anayasada Münhasıran Kanunla Düzenlenmesi Öngörülen Alan: Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin düzenlediği alana ilişkin olarak Anayasa’da söz konusu alanın kanunla düzenleneceğine ilişkin herhangi bir hükmün bulunup bulunmadığı, 3. Kanunla Düzenlenmiş Alan: Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin düzenlediği alana yönelik yürürlükte olan herhangi bir kanuni düzenleme bulunup bulunmadığı. Anayasa Mahkemesi tarafından, belirtilen bu üç husus yönünden yapılan inceleme sonucunda, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin dava konusu edilen kurallarının Anayasa’nın İkinci Kısmının Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevlere ilişkin herhangi bir düzenleme öngörmediği; Anayasa’da 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin dava konusu edilen kurallarının düzenlediği alanların kanunla düzenleneceğine ilişkin herhangi bir hükmün bulunmadığı ve dava konusu edilen kuralların düzenlediği alanlara yönelik yürürlükte olan herhangi bir kanuni düzenleme tespit edilemediği ifade edilerek, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerinin “konu bakımından yetki kurallarına uygun” olduğu sonucuna varılmış, anılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerinin içerik yönünden incelenmesi sonucunda da Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine oybirliği ile karar verilmiştir. 3) 9 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin İlgili Düzenlemelerinin İçerik Yönünden Anayasa'ya Uygunluğunun Değerlendirilmesi: Anayasa'nın yukarıda yer verilen hükümleri gereğince yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanına ait olması, milletlerarası andlaşmaların sona erdirilmesinin yürütme yetkisine ilişkin olması ve Türkiye Büyük Millet Meclisine milletlerarası andlaşmaların feshedilmesine ilişkin olarak Anayasa ve kanunlarda herhangi bir görev veya yetki verilmemiş olması hususları birlikte gözetildiğinde, milletlerarası andlaşmaların sona erdirilmesine ilişkin işlemlerin, kaynağını Anayasa'dan alan yürütme yetkisi ve görevi kapsamında Cumhurbaşkanı tarafından yapılacağı, uygun bulma kanunu sonrasında milletlerarası andlaşmayı onaylayıp onaylamama konusunda takdir yetkisi bulunan Cumhurbaşkanının, yürütme faaliyetine ilişkin sona erdirme yetkisini kullanırken yasama organının bir işlem tesis etmesine gerek bulunmadığı sonucuna ulaşılmış olup, bu haliyle9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme" ibaresinin içerik itibarıyla da Anayasa'nın yukarıda yer verilen düzenlemelerine aykırı olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan, Anayasa'nın 90. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu hükme bağlandığından, Cumhurbaşkanına kanun kuvvetinde bulunan bu andlaşmaları Türkiye Büyük Millet Meclisinin herhangi bir işlemi olmaksızın sona erdirme yetkisi veren 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemenin Anayasa'nın 90. maddesinin 5. fıkrasına aykırı olup olmadığı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki, Anayasa'nın 90. maddesinin 5. fıkrasında yer alan usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu yönündeki düzenleme, usulüne göre yürürlüğe konulan milletlerarası andlaşmaları sadece "işlevsel anlamda" yasa gücüne kavuşturmakta, bunun dışında milletlerarası andlaşmaları "organik anlamda" yasama işlemi haline getirmemektedir. Dolayısıyla usulüne göre yürürlüğe konulan milletlerarası andlaşmaları onaylama yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanına bu andlaşmaları sona erdirme yetkisi veren 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin anılan düzenlemelerinin bu yönüyle de Anayasa'ya aykırı olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, Anayasa'nın 90. maddesinin 2. fıkrasında sayılan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı kanunla uygun bulmasına gerek olmaksızın Cumhurbaşkanı kararı ile onaylanan milletlerarası andlaşmaların da "kanun gücü"nde olduğu gözetildiğinde, Anayasa'nın 90. maddesinin 5. fıkrası ile amaçlanan hususun usulüne göre yürürlüğe konulan milletlerarası andlaşmalara "işlevsel anlamda" kanun gücü tanımak olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Tüm bu anlatımlar doğrultusunda, dava konusu Cumhurbaşkanı kararının dayanağını teşkil eden 9 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme" ibaresine yönelik Anayasaya aykırılık iddiası ciddi görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrasının tanıdığı yetki kapsamında tesis edilen dava konusu Cumhurbaşkanı kararı yönünden yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27. maddesinde yer alan "idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının" birlikte gerçekleşmediği anlaşıldığından, itirazın REDDİNE, 27/04/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. Başkan Üye Üye Üye Üye Hasan GÜZELER Ziya ÖZCAN (X) (XX) Mustafa GÖKÇEK Ali KAZAN Bilal ÇALIŞKAN Üye Üye Üye Üye Üye Hasan ODABAŞI (X) Muhsin YILDIZ (X) (XX) Hasan ÖNAL (X) Bilge APAYDIN (X) Ali ÜRKER Üye Üye Üye Üye Üye Fatih TERZİ Recep KILIÇ Ömer CİVRİ Sami KARATEKİN Kemal KUKU 13 T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU YD İtiraz No : 2022/239 13/25 KARŞI OY X- 20/03/2021 tarih ve 31429 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından feshedilmesine ilişkin 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali ve yürütülmesinin durdurulması ile bu Kararın dayanağı olan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme” ibaresinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istemiyle açılan davada; Danıştay Onuncu Dairesince verilen yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin karara, davacı itiraz etmekte ve kararın kaldırılarak yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini istemektedir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğinebağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." denilmekte; 6. maddesinde, hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı; 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilmesinin mümkün olmadığı; 8. maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı tarafından Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği; 11 maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; 87. maddesinde, kanun koyma, değiştirme, kaldırma ve milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmanın Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında olduğu; 104. maddesinin 11. fıkrasında, Milletlerarası andlaşmaları onaylama ve yayımlamanın Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri arasında olduğu; "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlıklı 90. maddesinde ise, Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanmasının, maddenin 2. ve 3. fıkralarında belirtilen istisnalar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlı olduğu hüküm altına alınmış, maddenin 4. fıkrasında da Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmünün uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir. Anayasa'nın 104. maddesinin 17. fıkrasında; Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği ancak Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler, Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda ve Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Cumhurbaşkanı, dava konusu Kararda, "Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi"ni, diğer bir deyişle kamuoyunda "İstanbul Sözleşmesi" olarak anılan uluslararası sözleşmenin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine, daha doğru bir nitelemeyle İstanbul Sözleşmesinden Türkiye Cumhuriyetinin "çekilme"sine karar vermiştir. Uluslararası sözleşme niteliğindeki "İstanbul Sözleşmesi" 80. maddesiyle taraf devletlere sözleşmeden çekilme izni vermiştir. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyetinin bu sözleşmeden çekilmesinde uluslararası hukuka uygunluk yönüyle bir sorun bulunmamaktadır. Ne var ki, dava konusu Kararın, uluslararası hukuka uygun olmasının, kararın iç hukukumuza da uygun olduğu sonucunu doğurmayacağı açıktır. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyetinin "İstanbul Sözleşmesi"nden çekilmesine dair 19/03/2021 tarih ve 3718 sayılı dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının iç hukukumuza uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Davaya konu Karar'da, bu Kararın, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesi uyarınca alındığı ifade edilmiştir. Değinilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin "Onaylama" başlıklı 3. maddesinde, "(1) Milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma, bunları sona erdirme, Cumhurbaşkanı kararı ile olur. Onaylama konusu olan milletlerarası andlaşmanın Türkçe metni ile andlaşmada müteber olduğu belirtilen dil veya dillerden biri ile yazılmış metni, onaylamaya ilişkin Cumhurbaşkanı kararına ekli olarak Resmi Gazete'de yayımlanır. Bir milletlerarası andlaşmanın veya Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdiği, milletlerarası andlaşmanın uygulama alanının değiştiği, uygulanmasının durdurulduğu ve sona erdiği tarihler; Cumhurbaşkanı kararı ile tespit olunarak Resmi Gazete'de yayımlanır. Bir milletlerarası andlaşma, yürürlük tarihinin tespitine dair Cumhurbaşkanı kararında belirtilen yürürlüğe giriş tarihinde kanun hükmü kazanır." kuralına yer verilmiştir. Bu durumda, öncelikle bu konunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle düzenlenip düzenlenmeyeceğinin incelenip değerlendirilmesi gerekmektedir. 21/01/2017 tarih ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişikliklerle yeni bir hükûmet sistemine geçilmiş ve buna bağlı olarak Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Anayasa’nın 8. maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna ait olduğu ifade edilmekte iken maddede yapılan değişiklikle Bakanlar Kurulu kaldırılarak yürütme yetkisi ve görevi tek başına Cumhurbaşkanı’na verilmiştir. Anayasa’da Bakanlar Kuruluna verilen görev ve yetkilere ilişkin maddelerde de aynı doğrultuda değişiklik yapılarak daha önce Bakanlar Kuruluna ait olan görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanı tarafından yerine getirilmesi öngörülmüştür. Yeni hükûmet sisteminin en önemli özelliklerinden biri Cumhurbaşkanı’na “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi” adı altında düzenleme yapma yetkisinin tanınmasıdır. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin en belirgin özelliği ise Cumhurbaşkanı’na belirli konularda ilk elden düzenleme yapma yetkisinin verilmiş olmasıdır. Yürütmenin diğer düzenleyici işlemlerinden farklı olarak Cumhurbaşkanı Anayasa’da belirlenen yetki çerçevesinde herhangi bir yasaya dayanmadan ya da yasama organının onayı olmadan kararname yoluyla düzenleme yapabilecektir. Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasının birinci cümlesinde, Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği hüküm altına alınmıştır. Düzenlemeyle yürütme yetkisine ilişkin olmak kaydıyla Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma konusunda Cumhurbaşkanı’na genel bir yetki verilmiştir. Maddenin gerekçesinde, yeni hükûmet sistemi gözetilerek Cumhurbaşkanı’nın genel siyasetin yürütülmesinde yürütme yetkisi ile ilgili olarak ihtiyaç duyduğu konularda Cumhurbaşkanı’na kararname çıkarabilmesine imkân tanımak amacıyladüzenleme yapma yetkisinin tanındığı ifade edilmiştir. Yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanı’na kararname çıkarma yetkisinin genel olarak verilmesinin yanı sıra Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde belirtilen kimi konularınCumhurbaşkanlığı kararnamesiile düzenleneceği ayrıca ifade edilmiştir. Bu kapsamda Anayasa’nın 104. maddesinin 9. fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların; 106. maddesinin 11. fıkrasında bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının; 108. maddesinin 4. fıkrasında Devlet Denetleme Kurulunun işleyişi, üyelerinin görev süresi ve diğer özlük işlerinin; 118. maddesinin 6. fıkrasında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevlerinin kararnamelerle düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa’nın 123. maddesinin 3. fıkrasında ise kamu tüzel kişiliğinin yasayla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiile kurulacağı belirtilmiştir. Anayasa’da Cumhurbaşkanı’na kararname çıkarma yetkisi verilmekle birlikte bu yetki sınırsız değildir. Yasalardan farklı olarak Anayasa’da kararnameyle düzenlenecek konular sınırlandırılmıştır. Konu bakımından yetki yönünden getirilen bu sınırlamalar Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasının ilk dört cümlesinde düzenlenmiştir. Anılan fıkranın birinci cümlesinde Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda kararname çıkarabileceği ifade edilmiştir. Buna göre yürütme yetkisine ilişkin konular dışında kararname ile düzenleme yapılması olanaklı değildir. Fıkranın ikinci cümlesinde “Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin” kararnameyle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Fıkranın dördüncü cümlesinde ise yasada açıkça düzenlenen konularda kararname çıkarılamayacağı ifade edilmiştir. Anılan hükme göre Cumhurbaşkanı’nın, yürütme yetkisine ilişkin konularda kararname çıkarabilmesi için kararnameyle düzenlenecek konunun yasalarda açıkça düzenlenmemiş olması gerekmektedir. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yukarıda belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygun olarak çıkarılması gerekmektedir. Aksi takdirde içeriği Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile bu düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluğundan söz edilmesine olanak yoktur. Öte yandan, Anayasa'da uluslararası andlaşmaların onaylanması ve yayımlanmasına ilişkin hususlar düzenlenmiş olmakla birlikte, uluslararası andlaşmaların feshedilmesi, yanibu andlaşmalardan çekilme usulüne ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Anayasadauluslararası andlaşmaların onaylanması Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin uygun bulma kanununa bağlanmak suretiyle bu yetki yürütme ve yasama organı arasında paylaştırılmıştır. Bu bağlamda, Anayasanın 90. maddesinin 1. ve 4. fıkraları kapsamındaki uluslararası andlaşmaların onaylanması yetkisinin sadece yürütme organına ait olmadığı açıktır. Nitekim, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile çekinilen sözleşmenin onaylanması da TBMM tarafından 6251 sayılı Yasa ile uygun bulunduktan sonra sözleşme 10/02/2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanmıştır. Bu durumda; TBMM tarafından Anayasa’nın 90. maddesinin 1. fıkrası kapsamında çıkarılan uygun bulma yasasına bağlı olarak onaylanan uluslararası andlaşmalar yasa hükmündedir. Anılan andlaşmaların feshedilmesine ilişkin işlemlerin Cumhurbaşkanının yürütme yetkisinde olmayıp, TBMM’nin yasama faaliyetine ilişkin olması nedeniyle, Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesi hukuken olanaklı değildir. Kaldı ki,Anayasa'nın 90. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmalar yasa hükmünde olup, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile feshedilen sözleşmenin onaylanması da 6251 sayılı Yasa ile uygun bulunduktan sonra sözleşme 10/02/2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanmış, bu karar 08/12/2012 tarih ve 28227 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış ve Sözleşme 01/08/2014 tarihinde yürürlüğe girmiş olup anılan tarih itibarıyla yasa niteliğini kazanmıştır. Ayrıca sözleşmenin temel hak ve özgürlüklere ilişkin olması nedeniyle, aynı konuda yasalarla farklı hükümler içermesi durumunda Anayasa'nın 90. maddesinin 5. fıkrasıuyarınca sözleşme hükümlerinin esas alınacağı tartışmasızdır. Diğer yandan, Sözleşme, yürürlükte olduğu süre boyunca yargı mercilerini bağlayıcı bir yasa olarak kararlara esas teşkil etmiş ve hatta 6284 sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un "Amaç, kapsam ve temel ilkeler" başlıklı 1. maddesinin 1. fıkrasında, bu Yasanın amacının; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtildikten sonra, 2. fıkrasında,bu Yasanın uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin de esas alınacağı kurala bağlanmış olup, bu düzenleme halen yürürlüktedir. Öte yandan, Cumhurbaşkanının uluslararası andlaşmaları sona erdirme yetkisi, Cumhurbaşkanının sahip olduğu uluslararası andlaşmaları onaylama ve yayımlama yetkisiyle açıklanabilecek bir yetki değildir. Uluslararası andlaşmaları feshetme veya sona erdirme yetkisi, onaylama ve yayımlama yetkisinden farklıdır. Böyle bir yetkiye gereksinim duyulmasının ise konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenmesinin gerekçesi olamayacağı açıktır. Aksi yoldaki bir yorum, Anayasa'nın 104. maddesinin 5. fıkrasıyla Cumhurbaşkanına verilen "yasaları yayımlama" görev ve yetkisinden hareketle, yayımlanmak üzere Resmi Gazete'ye gönderilen bir yasaya ilişkin "yayımlama" iradesinin de Cumhurbaşkanınca her zaman geri alınabileceği ya da yasaları yürütme yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanının, bu görev ve yetkisinden hareketle bir yasanın yürütülmesini belli bir süreyle askıya alabileceği sonucuna neden olur ki, bunun hukuken kabul edilebilecek bir yönü yoktur. İdarehukukunda " idarenin yasallığı" ilkesi geçerlidir. Bu ilke, idarenin düzenleme yapma konusunda yasal bir dayanağa gerek duyduğunu ifade etmektedir. Diğer bir deyişle yasal dayanaksız yetki olamayacağına göre, fesih veya sona erdirme yetkisinin Cumhurbaşkanına doğrudan Anayasayla ya da Anayasaya uygun olarak yürürlüğe konulan bir yasayla verilmesi gerekmektedir. Her ne kadar, Danıştay Onuncu Dairesi itiraza konu kararında, Anayasa Mahkemesinin 25/02/2020 tarih ve E:2018/126, K:2020/32 sayılı kararına dayanarak, uluslararası andlaşmaların feshinin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle düzenlenebileceğini dile getirmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin değinilen kararı, uluslararası andlaşmaların fesih yetkisinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenip düzenlenemeyeceği konusuyla ilgili olmayıp, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 4.ve 6. maddeleriyle ilgilidir. Anayasa Mahkemesi'nin değinilen kararında, dava konusu Kararın dayanağı 9 sayılıCumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesi hakkında yapılan hiç bir değerlendirme bulunmamaktadır. Ayrıca Danıştay Onuncu Dairesince, 31/05/1963 tarih ve 244 sayılı "Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması ile Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun"un yürürlükte olmayan 3. maddesi ile benzer yetkilerin Bakanlar Kuruluna verildiğini belirterek, aynı yetkinin bu kez Cumhurbaşkanına verilmesinin hukuka uygun olduğubelirtilmekte ise de, uyuşmazlığın konusu, uluslararasıandlaşmaları feshetme yetkisinin yasayla düzenlenip düzenlenemeyeceği değil, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenip düzenlenemeyeceğidir. Eski dönemde uluslararası andlaşmaları feshetme yetkisini Bakanlar Kuruluna veren düzenleme bir "yasa"dır. Uyuşmazlık konusunda ise bu yetkiyi Cumhurbaşkanına veren düzenleme bir "Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi"dir. Aynı yetkinin aynı makama yasayla ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle verilmesi arasında hukuken çok büyükfarklılık bulunduğundan, Dairece yapılan değerlendirme hukuki dayanaktan yoksundur. Bu durumda; usulüne göre yürürlüğe konularak yasahükmü kazanan uluslararası andlaşmaların hukuk sistemine etkileri de gözönüne alındığında, bu andlaşmaların hükümlerinin değiştirilmesi, sona erdirilmesi, feshedilmesi gibi hususların yasama faaliyeti kapsamında olduğu açık olup, Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesi hukuken olanaklı değildir. Bu itibarla; dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının dayanağını teşkil eden 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme,” ibaresi, onaylanmaları için yasayla uygun bulunması gereken andlaşmalar bakımından, Anayasa'nın 104. maddesinin 17. fıkrasına aykırıdır. Ayrıca anılan ibare hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağına ilişkin Anayasa’nın 6. maddesi ve yasama yetkisinin devredilemeyeceğine ilişkin 7. maddesine de aykırı olup, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının dayanağını teşkil eden 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme,” ibaresinin Anayasa'nın 2. , 6. ve 7. maddeleri ile104. maddesinin 17. fıkrasına aykırılığı nedeniyle iptali istemiyle, görev ve yetki alanında olduğu için, Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına karar verilmesi gerekir. Diğer taraftan, yukarıda da belirtildiği gibi dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile feshedilen sözleşmenin onaylanması 6251 sayılı Yasayla uygun bulunduktan sonra Sözleşme, 10/02/2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanmış olup, 6251 sayılı Yasa halen yürürlüktedir. Anayasa altında yer alan alt düzenleyici normların; kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini, Anayasanın Devlet organlarının yetki ve görevleriyle ilgili hükümlerini açıkça aşar bir biçimde genişletmesi veya Anayasa'da yer almayan bir yetkinin ilgili organlara tanınması halinde bu hukuksal düzenleme yürürlükte olsa bile, o hukuksal düzenlemeye dayalı işlemlerin; idari işlemin yetki unsurunun hukuka aykırı olması nedeniyle yargı mercilerince iptal edilebileceğinin kabulü gerekir. Zira; Anayasa'nın birçok hükmü bir uygulama yasası olmasa bile yetkili organlar tarafından uygulanabilir niteliktedir. Bu çerçevede, Anayasanın "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlığını taşıyan 90. maddesinin beşinci fıkrasında "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmü yer almış olup, bu hüküm bakılan dava ve benzer nitelikte davalarda; uygulanmasını sağlamak üzere bir uygulama normuna ihtiyaç göstermeyen doğrudan doğruya yargı mercilerince uygulanabilecek nitelikte bir Anayasa normudur. Kamu hukukunun genel ilkelerinden olan yetkide ve usulde paralellik ilkesi gereğince, bir işlem hangi usule uyularak tesis edilmişse aynı usule uyularak geri alınması, kaldırılması veya feshedilmesi gerekmektedir. Bu itibarla; TBMM'nin uygun bulma yasası uyarınca onaylanarak yürürlüğe giren bir uluslararası andlaşmanın feshi ancak TBMM'nin uygun bulma yasasını yürürlükten kaldırması veya sona erdirmeyi uygun bulduğuna ilişkin yeni bir yasa çıkarması sonrasında alınacak bir Cumhurbaşkanı kararı ile mümkün olabilecektir. Dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile feshedilen sözleşmenin onaylanmasına ilişkin 6251 sayılı Yasa'nın TBMM tarafından yürürlükten kaldırılmamış olması veya dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı alınmadan önce sözleşmenin sona erdirilmesinin uygun bulunduğuna ilişkin yeni bir yasa çıkarılmamış olması nedeniyle, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında yetkide ve usulde paralellik ilkesi uyarınca hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, hukuka açıkça aykırı işlemin yürütülmesi halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğacağı anlaşıldığından, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının yürütmesinin durdurulması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacının itirazının kabulü ile yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin kararının kaldırılması,dava konusu İstanbul Sözleşmesinden çekilmeye dair3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının yürütmesinin durdurulması ve Kararın dayanağı 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme,” ibaresinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği oyuyla,karara katılmıyoruz. Üye Üye Üye Üye Üye Ziya ÖZCAN Hasan ODABAŞI Muhsin YILDIZ Hasan ÖNAL Bilge APAYDIN KARŞI OY XX- Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Anayasanın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesinde, " Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.  Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerindekanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." kuralına yer verilmiştir. Anayasada, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu açıkça belirtildikten sonra, Devlet, eşitlik ilkesini yaşama geçirme konusunda yükümlü kılınmıştır. Anayasa hükmü,Devletin bu eşitlik ilkesine saygılı davranması ya da bozucu etkilerden kaçınmasının ötesinde, yaşama geçirilmesi için eyleme geçmesini, tedbir almasını, gerekirse pozitif ayrımcılık yapmasını emretmektedir. Öte yandan, 11/05/2011 tarihinde İstanbul'da imzaya açılması nedeniyle İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi 24/11/2011 tarihinde TBMM Genel Kurulunda onaylanmış ve 01/08/2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anılan Sözleşmede, "kadına karşı şiddet", kadınlara karşı bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılıkolarak tanımlanmış ve bu terimin, ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsin, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olduğu belirtilmiştir. Sözleşme metninde geçen "toplumsal cinsiyet" ibaresinin toplumda kimi tartışmalarına neden olduğu ve İstanbul Sözleşmesi aleyhine bu nedenle bazı yorumlar yapıldığı anlaşıldığından, bu ibarenin de değerlendirilmesi gerekmektedir. "Toplumsal cinsiyet", herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak, "kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet" ise, bir kadına karşı, kadın olduğu için yöneltilen veya kadınları orantısız bir biçimde etkileyen şiddet olarak tanımlanmıştır. Bu anlamda, "toplumsal cinsiyet eşitliği" kavramından; herhangi bir toplumunkadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuşroller, davranışlar, faaliyetler ve özelliklerden bağımsız olarak, cinsiyetler arasındaki eşitliğin, kadın ve erkeğin güç ilişkileri açısından eşit ve adil bir konuma sahip olması, gündelik yaşamdaki kaynak ve fırsatlara eşit bir şekilde ulaşabilmesi ve tüm toplumda eşit haklara sahip bireyler olarak kabul edilmesi anlaşılmalıdır. Sözleşmede, taraf devletlerin, herkesin, özellikle de kadınların, gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak içingerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacağı, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı kınayacağı ve ayrımcılığı önlemek üzere, gerekli yasal ve idari tedbirleri alacakları, bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edecekleri, kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı korunması için gerekli olan özel tedbirlerin, bu Sözleşme hükümlerince ayrımcılık olarak sayılmayacağı belirtilmiştir. Davalı idarenin savunmasında, dava konusu Kararın esasına yönelik olarak, "...Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, temel hak ve özgürlüklere ilişkin tarafı olduğumuz diğer milletlerarası andlaşmalar, kanunlarımız ve ilgili diğer mevzuat, kadınlara yönelik şiddetle mücadele ve şiddeti önleme konusunda, uluslararası kural ve standartlara da uygun, gerekli düzenlemeleri içermektedir. Bu itibarla, ülkemizin bahse konu Sözleşmeden çekilmesi, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi hususunda hukuki olarak veya uygulama bakımından bir eksikliğe yol açmayacaktır..." denilmekle yetinilmiş, İstanbul Sözleşmesinden neden çekinildiği konusunda hukuken geçerli bir gerekçeye yer verilmemiştir. İdari faaliyetlerin temel ve ortak amacı kamu yararıdır. Kamu yararı, genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Mevzuatta idareye takdir yetkisi tanındığı durumlarda, idare, yargı kararıyla bir işlem veya eylem yapmaya zorlanamaz. Ancak, idareye tanınan takdir yetkisinin kullanımı da mutlak ve sınırsız olmayıp, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlı olduğundan, yetki, şekil ve konu ögeleri yanında takdire dayanan işlemlerin sebep ve amaç ögeleri yönünden de yargı denetimine tabi bulunduğu kuşkusuzdur. Bu anlamda idareye tanınan takdir yetkisinin kullanımı "keyfilik"ten ziyade kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olmak zorundadır. Aksi bir düşünce Hukuk Devletinin ihlali sonucunu doğurur. Yukarıda belirtilen kadın-erkek eşitliğine ilişkinanayasal ilke ve bu konuda Devleteyüklenen pozitif yükümlülük ile Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi onaylanmak suretiyle taahhüt edilen uluslararasıyükümlülükler vekadına karşı şiddetinartan bir şekilde devam etmesi, "toplumsal cinsiyet eşitliği" konusunda farkındalığın arttırılmasını zorunlu kılmaktadır, Nitekim, İstanbul Sözleşmesine dayanılarak yürürlüğe konulan 08/03/2012 tarih ve 6284 sayılı "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun"un "Amaç, kapsam ve temel ilkeler" başlıklı 1. maddesinde;" (1) Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. (2) Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında aşağıdaki temel ilkelere uyulur: a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır. b) Şiddet mağdurlarına verilecek destek ve hizmetlerin sunulmasında temel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izlenir. c) Şiddet mağduru ve şiddet uygulayan için alınan tedbir kararları insan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirilir. ç) Bu Kanun kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler ayrımcılık olarak yorumlanamaz.”düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre, kadınlara yönelik şiddetin devam ediyor olması, kadınları şiddete karşı korumaya dair iç hukuktaki 6284 sayılı Yasanınİstanbul Sözleşmesi hükümlerine doğrudan göndermede bulunması, diğer bir deyişle bu Yasanın, kadınları gerçek anlamda korumada tek başına kendisinin yeterli olmayacağını ve değinilen Sözleşmenin desteğine de ihtiyacı olduğunu kabul etmesi karşısında, İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararının, sebep ve amaç ögeleri yönünden de hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, davacının itirazının kabulü ile sebep ve amaç ögeleriyönünden de açıkça hukuka aykırı bulunan ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğmasına neden olacağı açık bulunan dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının yürütmesinin durdurulması gerektiği oyuyla, karara bu yönden de katılmıyoruz.

Üye  Ziya ÖZCAN

Üye   Muhsin YILDIZ 

 

>