Kasım 2020 Diyarbakır Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ağı

Kasım 2020 Diyarbakır Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ağı

RAPORUN AMACI VE VERİLER:

Şiddetle Mücadele Ağı, kadına yönelik şiddet ve hak ihlalleri alanında Diyarbakır ili genelinde çalışma yürüten meslek örgütleri ve sendikaların, bu mücadeleyi daha etkin ve güçlü bir şekilde yürütmek amacıyla kurulmuştur. 7 Mart 2019’da kuruluşunu deklare eden Şiddetle Mücadele Ağı, her yıl yayımladığı raporlar aracılığıyla kadına yönelik şiddet başvurularını ortak veri tabanında buluşturarak il düzeyinde veri oluşturmayı,  kadına yönelik şiddetle daha etkili bir biçimde mücadele etmek için politika ve programların oluşturulmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

            Kadına yönelik şiddetin farklı boyutlarını belirleme, nedenlerini tespit etmek ve bu konuda veri toplama ihtiyacını gidermek amacıyla oluşturulan Şiddetle Mücadele Ağı/Şiddetle Mücadele Ağı Raporu, Diyarbakır’da kadına yönelik şiddetin yaygınlığını, etkilerini ve şiddetle mücadele mekanizmalarını Şiddetle Mücadele ağı birleşenleri olan kurumlara gelen başvurular üzerinden ele alarak durum tespiti yapmayı hedeflemektedir.

                        Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1993 yılında kabul edilmiş olan Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi Bildirgesi’nin 1. maddesinde kadına yönelik şiddet tanımlanmış ve hangi tür fiillerin kadına yönelik şiddet kapsamında kabul edileceği belirlenmiştir. Buna göre, Bildirge kapsamında kadına yönelik şiddet; gerek kamusal gerekse özel yaşamda ortaya çıkan, fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar veya ıstırap ile sonuçlanan ya da sonuçlanması muhtemel, cinsiyete dayanan her türlü eylem, bu eylemlerle yapılan tehditler de dahil zorlama ve keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma olarak tanımlanmıştır (m. 1).

            Kadına yönelik şiddet, Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme (CEDAW) ile de, toplumsal cinsiyete dayalı bir ayrımcılık biçimi olarak değerlendirilmiş ve kadın haklarına yönelik ihlallerin insan hakları ihlali olduğu vurgusu yapılmıştır. Bu kapsamda kadına yönelik şiddet, kadınların yalnızca kadın olmaları sebebiyle karşılaştıkları ve eşitsiz güç ilişkilerinden kaynaklanan bir olgu olarak ele alınmıştır. 

            Türkiye’nin 1986 yılında imzaladığı kadına yönelik yapısal ve kişisel şiddetle mücadelede anahtar bir belge olan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), bildiri ve önergelerden farklı olarak, sözleşmeyi onaylayan ve imzalayan bütün ülkeler için bağlayıcıdır ve uygulanmak zorundadır.

                        2011 yılında Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi),  kadına yönelik şiddeti toplumsal cinsiyet ayrımcılığına dayandırmakta ve kadına yönelik şiddet eylemlerinin kadını, erkeğe nazaran ikincil konumda kalmaya zorlayan eylemler olduğunu vurgulamaktadır. Sözleşme’nin 3. maddesinin d fıkrasında, kadına kadın olmasından dolayı uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet biçimi “ toplumsal cinsiyete dayalı şiddet” olarak ifade edilmiştir. Bu sözleşme kapsamında da kadına yönelik şiddet, bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılığın bir biçimi olarak tanımlanmıştır.

            İstanbul Sözleşmesi, 1 Ağustos 2014 tarihi itibari ile Türkiye’de yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadele edilmesi, erkek şiddetinin önlenmesi, şiddete karşı tedbir alınması, şiddete maruz kalan kadınların zararlarının tazmin edilmesi ve şiddet uygulayan kişilerin şiddet eylemi ile orantılı cezalar ile cezalandırılması konusunda devletlere kapsamlı yükümlülükler getirmektedir.

     4320 sayılı kanunun kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda yetersiz kalması ve İstanbul Sözleşmesi’ndeki taahhütler gereği 2012 yılında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe girmiştir. İlgili Kanunun 2. maddesinde, şiddet kavramı; “Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımla şiddet, yalnızca fiziksel şiddet olarak değil; ruhsal, sözlü,  ekonomik şiddet olarak geniş anlamda anlaşılması gerekmektedir. Zira kadınlar, hayatın her alanında, cinsiyetlerinin yanında, renk, ırk, dil, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, inanç, sosyal statü gibi başka pek çok sebeple de şiddete maruz kalabilmektedir.

            Kadına yönelik şiddet, kültürel, coğrafi, dini, toplumsal ve ekonomik sınırları aşan küresel düzeyde bir sorundur. Toplumsal cinsiyet temelinde bir insan hakkı ve özgürlük ihlali olan kadına yönelik şiddet, kadınların toplumsal ve ekonomik yaşamda yerlerini alma haklarından çeşitli biçimlerde yoksun kalmalarına, bunun da ötesinde fiziksel ve ruhsal sağlık sorunları yaşamalarına, sakat kalmalarına ve yaşamlarını yitirmelerine neden olmaktadır. Kadına yönelik şiddet vakalarının önemli bir kısmında suç failleri çoğunlukla koca/eş veya kadınların birlikte oldukları kişiler ve/veya diğer aile bireyleridir.

YÖNTEM:

            Rosa Kadın Derneği, Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi, Diyarbakır Barosu LGBTİ Komisyonu, İnsan Hakları Derneği Kadın Komisyonu, Özgürlükçü Hukukçular Derneği Kadın Komisyonu, Diyarbakır Tabipler Odası Kadın Komisyonu, Eğitimsen Diyarbakır Şubesi, Ses Diyarbakır Şubesi, Mezopotamya Psikologları İnisiyatifi-Diyarbakır, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Diyarbakır Şubesi olmak üzere 10 meslek örgütü ve sendikanın bir araya gelerek oluşturduğu ağın hazırlamış olduğu bu rapor, ağ bileşenlerinin 2020 yılında aldığı başvurulara dayanmaktadır. Buna göre,

Diyarbakır şiddetle mücadele ağı bileşen kurumlarına 10 Aralık 2019’dan 21 Ekim 2020 tarihine kadar 1841 başvuru yapılmıştır.

657 kadın boşanma talebinde bulunmak için Adli yardım Birimine başvurmuştur.

770 kadın sığınakta kalma talebiyle başvuruda bulunmuştur.

Sadece Diyarbakır’ da 11 kadın erkekler tarafından katledilmiştir.

15 kadın şüpheli olarak bir şekilde hayatını kaybetmiştir.

Öldürülmeye teşebbüs edilen 3 kadın yaralı kurtulmuştur.

Polislerce evleri basılan 2 kadın polis ve köpeklerle işkenceye maruz bırakılmıştır.

Kadına yönelik şiddetle mücadele eden Rosa Kadın Derneğinde arama yapılarak tüm resmi evrak ve defterlerine el konulmuştur.

Kent genelinde 5 ayrı operasyonla 76 kadın aktivist siyasetçi göz altına alınıp onlarcası tutuklanmış, biri ev hapsine alınmıştır.

6284 SAYILI KANUNUN UYGULANMASINDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR:

Şiddete uğrayan kadın ve çocukların daha kolay erişebildikleri için ilk başvurdukları birim olan kolluk kuvvetleri, şiddet mağdurlarını yanlış yönlendirerek şikayetçi olmalarının önüne geçmekte, şiddetin raporlandırılmasına engel olmakta, suçlayıcı ve cinsiyetçi ifadeler kullanmakta, caydırıcı bilgiler paylaşarak şiddet mağdurlarının adalete erişimini zorlaştırmaktadır. Kanuni düzenlemeye göre kolluk, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde her türlü önleyici ve koruyucu önlemi almakla yükümlüdür. Oysa kolluk acil  tedbirleri zamanında almamakta,  gerekli işlemleri yapmamakta ve hatta kadınlara şikâyetçi olmamaları için baskı yapmaktadır.

             Kolluk, adli muayene raporlarının mağdurun muayenesi yapılmadan düzenlenmesini sağlamakta ve darp olmadığına ilişkin düzenlenen gerçek dışı raporlar ile kadınların şikayetçi olmasının önüne geçmektedir.

            Kolluk, şiddet mağduruna dava sürecinin uzayabileceği ve bunun iki tarafı da mağdur edebileceği şeklinde telkinlerde bulunarak şiddet uygulayan ile mağdur arasında arabuluculuk yapmaya çalışmaktadır. Kamu personelinin, kadınları eve dönmeye ve faille barıştırmaya yönelik çabaları, başta yaşam hakkına dair olmak üzere kadınlar açısından çok büyük can güvenliği riski barındırmaktadır. Bu durum aynı zamanda kadınların 6284 Sayılı Kanun’dan faydalanması önünde engel teşkil etmektedir.

            Şiddete uğrayan kadınların yaptıkları ihbarlar, kolluk kuvvetleri tarafından ciddiye alınmamaktadır. Uzaklaştırma kararının ihlal edildiği durumlarda da aynı ciddiyetsizlik geçerli olup kadınlar ya ikamet ettikleri ya da şiddete maruz kaldıkları bölgedeki karakollara yönlendirilmektedirler. Ayrıca kolluğun kadınları aile içi şiddet birimine yönlendirilmesi sebebiyle de olaya zamanında müdahale edilmemekte ve tedbirlerin etkili şekilde uygulanmasının önüne geçilmektedir.

            Kadına yönelik şiddetle mücadele alanında yasa gereği işbirliği içinde olması gereken kurumların çalışanları şiddet mağdurlarına gerekli hassasiyeti göstermemekte şiddet mağduru kadınlara ikinci bir mağduriyet yaşatmaktadırlar. Kurumlarda görevli personeller toplumsal cinsiyet, görüşme teknikleri ve kadın hakları alında bilgi sahibi olmadıklarından dolayı şiddet mağdurları ile yaptıkları görüşmeler sonucunda mağdur kendisini suçlu hissetmekte, yargılandığı ve yaftalandığı hissine kapılmaktadır.

            Şiddet mağduru kadınların başvuruları uygun olmayan şartlarda ve mekanlarda aleni bir şekilde alınmakta, kadınlar sürekli erkek polislerle muhatap olmak zorunda kalmaktadırlar.

            Kadınlar, 6284 sayılı Kanundan çoğunlukla önleyici tedbir kararları çerçevesinde faydalanmaktadır. Tedbir kararlarının pek çok kadına benzer bir içerikle verildiği, kadınların kendilerine has sorunlarına yönelik çözüm sunulmadığı, şiddetin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak ve şiddetsiz bir hayat kurmak için maddi desteklerin es geçildiği görülmektedir. En sık alınan tedbir kararları, şiddet uygulayanı uzaklaştırmaya yönelik kararlardır. Bu kararlar da kısa süreler için verilmekte ya da şiddet uygulayana tebliğ edilmemektedir. Geçici maddi yardım ve sığınak sağlanması gibi kadınların güçlenmesine yönelik destekleri içeren kararlar daha az alınmakta, şiddet uygulayanı evden uzaklaştıran tedbir kararları çalışmayan pek çok kadının ekonomik olarak güçsüz kalmasına sebep olmaktadır. Bahsettiğimiz sebepler, kadının şiddet ortamından çıkmasını zorlaştırmaktadır.

            Geçici maddi yardım, tedbir nafakası, psikolojik, mesleki veya hukuki rehberlik hizmeti verilmesi, çocuklar için kreş desteği gibi kadınları güçlendirecek koruyucu tedbirlerin verilmediği görülmektedir.

            Elektronik kelepçe uygulaması kimi şiddet vakalarında olmazsa olmaz bir tedbirken, bunun sadece pilot illerde uygulanmaya devam edilmesi, Diyarbakır yerelinde pratikte karşılığı olmayan bir düzenleme olarak kalmasına yol açmaktadır.

            6284 Sayılı Kanuna dayanılarak verilen önleyici tedbir kararlarının tekrarlı ihlalinde hakim tarafından cezai yaptırım uygulanmaması şiddeti yaptırımsız bırakmakta ve cezasızlık politikasını güçlendirmektedir.

            Son dönemlerde gizlilik kararı talepleri genellikle reddedilmektedir. Ayrıca karakoldan talep edilen tedbir kararları 24 saat içinde onaylanmak zorunda olduğu halde, bu tedbir kararları, mağdurun bizzat başvuru yaptığı durumlarda çok daha uzun bir sürede onaylanmaktadır.

            Şiddete maruz kalan ve bu gerekçeyle kolluğa başvuran kadınların süt çağında olsa dahi çocuklarını yanlarına almada gerek kolluk gerekse de savcılıklar nezdinde işlem yapılmadığı, mahkemelerin ise bu durumdaki kadınlara dava açmaları gerektiği yönündeki yönlendirmeleri yasal düzenlemelerin de hakkıyla uygulanmadığına en somut örnektir. 6284 Sayılı Kanun gereği, tedbir kararı ile dahi şiddet uygulayana verilmemesi gereken çocuklar, yasayı tam olarak bilmeyen kolluk veya savcılıklarca ebeveynlik hakkı gerekçe gösterilerek şiddet uygulayandan alınmamakta ve şiddet mağduru kadın şiddetten kurtulma yolunda çocuklarından ayrı kalma sonucu ile karşı karşıya kalmaktadır.

            Öte yandan adli yardım taleplerinin Aile Mahkemeleri tarafından gerekçesiz ya da gerekçe niteliği taşımayan açıklamalarla  reddedilmesi şiddet mağduru kadınların mahkemeye erişim hakkını ihlal etmektedir.

NAFAKA İLE İLGİLİ KARŞILAŞILAN SORUNLAR:

Nafaka düzenlemesinin sürekli gündeme getirilmesi boşanma sürecinde olan kadın caydırıcı etki yaratmaktadır. Ayrıca bu mevzunun politik bir argüman olarak belirli zaman aralıklarıyla kullanılması İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanunu tartışmaya açmaktadır. Oysaki hali hazırda mahkemeler tarafından hükmedilen tedbir nafakaları hem çok düşük miktarda hem de çok büyük oranda tahsil dahi edilememektedir.

ŞİDDET ÖNLEME VE İZLEME MERKEZİ(ŞÖNİM) İLE İLGİLİ KARŞILAŞILAN SORUNLAR:

   ŞÖNİM’lerde karşılaşılan kötü uygulamaların başında kadınların hakları ve faydalanabilecekleri mekanizmalar konusunda bilgilendirilmemeleri gelmektedir. Öte yandan kadınlarla caydırıcı ve yanlış bilgilerin paylaşılması, sığınak ve diğer uzman desteklerine ilişkin taleplerin darp raporu veya tedbir kararı olmadığı için reddedilmesi, kadınların eve dönmeye veya şiddet uygulayanla barışmaya zorlanmaları gibi uygulamalar kadınların barınma hakkını ihlal etmektedir. ŞÖNİM’ler pandemi sürecinde artan şiddetle birlikte kadınlar açısından başvurulabilecek tek mecra olmasına rağmen bu süreçte pandemi bahane edilerek başvurular geri çevrilmiş ve kadınlar sığınıklara kabul edilmemiştir. ŞÖNİM’ler  kapasiteleri  dolu olmamasına rağmen sadece can güvenliği riski olan kadınları ve  COVİD 19 testinin negatif çıkması durumunda barınma imkanı tanındığı gözlenmiştir.

            Diyarbakır’da 2016 yılı itibariyle başlayan kayyım politikası ile birlikte kadın düşmanı pratikler sergilenmektedir. Nüfusu yüz bini geçen belediyelerin kadın sığınağı açması gerekliyken belediyeler sığınak açmadıkları gibi var olan sığınakları da pandemi sürecinde işlevsiz hale getirmiştir. Örneğin; Diyarbakır Belediyesine bağlı sığınak salgın sebebiyle başvuru almamış, şiddete maruz kalan kadınları bir kez daha mağdur etmiştir.

            Mevcut kadın sığınma evlerinde sadece barınma sorunu yaşayan kadınlara yönelik henüz herhangi düzenleme olmadığından dolayı, kadın konukevlerinde yüksek can güvenliği riski taşıyan kadınlar ile sadece barınma sorunu yaşayan kadınlar beraber yaşamaktadırlar. Dolayısıyla can güvenliği riski olan kadınları korumaya çalışırken sadece barınma sorunu yaşayan kadınların kişisel özgürlüklerine engel olunmakta ayrıca barınma talep sayısının yüksek olmasından kaynaklı olarak can güvenliği riski bulunan kadınlar da ifşa olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır.

PANDEMİ SÜRECİNDE YAŞANAN SORUNLAR:

2020 yılında yaşanan pandemi sebebiyle uygulanan karantina tedbirleri ev içi  kadına yönelik şiddeti tırmandırmıştır. Evde kalma sürelerinin artması ve bu süreçte İnfaz Yasasında yapılan değişiklikler sonucu şiddet uygulayan erkeklerin serbest kalması ile birlikte kadınların şiddete maruz kalma oranları da artmıştır. Bu tarz dönemlerde kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların korunması için alternatif mekanizmaların üretilmemesi şiddeti artıran bir başka etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

Pandemi sürecinde şiddete maruz kalma ihtimali olan kadınlar failleri ile aynı ortamda bulunmak zorunda kaldıkları için şiddet olaylarında artış yaşanmıştır. Kayyım politikası ile yönetilen sığınaklar tedbir adı altında yeni başvuru almamış, şiddet sonucu ulaşılan mekanizmalar başvuruları zorlaştırmış bu sebeple de barınma ile ilgili başvurular azalmıştır. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı sığınaklarda yoğunluk olması,  pandemi sürecinde fiziksel koşulların sağlıksız olması kadınlar için başvuru sürecinde caydırıcı olmuş ve kadınlar sağlıksız koşullarda yaşamak yerine şiddet ortamına dönmek zorunda kalmıştır.

            Ev içinde uğradığı şiddet sonucu başvuran kadınlar, 155 polis imdat hattının ihmalkar davrandığını, kolluğun salgını bahane ederek şiddet başvurusu almadığını, kadınların acil destek hatlarına ulaşamadıklarını ve KADES uygulamasının aktif olmadığını aktarmışlardır.

  Pandemi sürecinde kadının ev içi görev paylaşımında emeği sömürülmüş, hijyen, beslenme , eğitim, çocuk yaşlı bakımı tamamen kadınlara bırakılmıştır.

Gündelik işlerde çalışan kadınlar çoğunlukla işsiz kalmış, ev temizliği gibi güvencesiz işlerde emek veren kadınlar pandemi sürecinde açlıkla yüz yüze kalmıştır.

Ev içinde yaşanan şiddetin sıklığı ve yoğunluğu artmıştır. Pandemi ile derinleşen yoksulluk kadınların yalnızca temel ihtiyaçlarına erişebilmesini sağlamış kadınlar şiddet görse bile bulundukları evden ayrılamamıştır.

Çocukların okula gitmemesi kadınının sürekli evde vakit geçirmesine sebep olmuştur. Bu da kadının kendi özel alanının kalmaması ve kendine zaman ayıramamasına neden olmuştur.

ADLİ MEKANİZMALARDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR:

            Suçu şikayet etmek amacıyla savcılıklara başvuran kadınların en sık rastladığı kötü uygulama, şikayetlerinin ve taleplerinin işleme alınmaması ve başvurularına ciddiyetsiz yaklaşılmasıdır. Kadınların suçu şikayet etmek istemeleri durumunda cesaretlerini kıracak tutumlar takınıldığı, kadınları suçlayıcı şekilde davranıldığı, bunlar sonucunda kadınların adli işlem başlatmakta zorlandıkları ya da zaten şikayetleri dikkate alınmadığı için herhangi bir adli işlem başlatamadıkları görülmektedir.

            Şikayet sonucu başlatılan soruşturmalarda deliller toplanmamakta ve etkili bir soruşturma yürütülmemektedir. Bu süreçlerde kadınların tüm yaşamı mercek altına alınırken şiddet uygulayan erkekler için aynı sorgulamalar yapılmamaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında yeterli bilince sahip olmayan ve gerekli eğitimi almayan yargı mensupları, kadını mağdur eden hakkaniyetsiz kararlar vermektedirler. Şiddet uygulayan erkekler, tutuksuz yargılanmakta, yargılama neticesinde de ceza almamaktadırlar. Bu durum kadınları şiddete karşı korumasız bırakmakta, şiddet failine uygulanan haksız tahrik ve iyi hal indirimleri ise faili cesaretlendirmektedir.

            Kasten öldürme suçunun eşe karşı işlenmesi halinde oluşan nitelikli halin yalnızca resmi eşe karşı işlendiğinde uygulanması, sevgilisi ya da birlikte yaşadığı erkek tarafından öldürülen kadınlar açısından adaletsiz bir durum yaratmaktadır.

            Şiddete maruz kalan kadın kendini korumak maksadı ile yapmış olduğu eylem neticesinde müşteki-şüpheli olarak yargılanmakta ve çoğu zaman cezalandırılmaktadır.           

            Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve işlenen suçların cezasız bırakılmaması amacıyla kadına yönelik şiddetle mücadele alanında çalışan meslek örgütleri ve STK’ların davaya katılma talepleri reddedilmektedir. Kanun gereği Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın davalara katılması gerekirken bir çok davada bu katılımın kağıt üstünde kaldığı ve şiddet mağduru kadınlara gerekli desteğin verilmediği görülmektedir.

SAĞLIK-KÜRTAJ:

            Sağlık kurumlarında kadınların karşılaştığı kötü uygulamaların başında kadınların yasal kürtaj haklarından yararlanmalarının engellenmesi gelmektedir. Kadınların kürtaj talepleri, yasal kürtaj süresi içindeyken ve diğer tüm koşulları sağlamışken keyfi şekilde ya da kürtajın yasak olduğu gerekçesiyle reddedilmektedir.

            Kürtaj talebiyle sağlık kurumlarına başvuran kadınlara ‘’bilgilendirme ve düşünme süresi ‘’ adı altında ‘’ikna uygulaması’’ ve psikolojik baskı yapılmaktadır.

            Kürtaj talebinin reddedilmesi sonucunda kadın sağlığı ciddi bir şekilde riske atılmaktadır.

            Uygulamada evli kadınların gebeliklerini sonlandırmak istediği durumlarda kadının talebi yeterli görülmeyerek eşlerden izin istenmektedir.

            Tecavüz sonucu olan gebeliklerin sonlandırılması için uygulanan izin prosedürü ile kadınlar ikinci kez mağdur edilmektedir.

            Gebeliğin 10. Haftadan sonra sonlandırılmasının suç olarak kabul edilmesi ve bir yıla kadar hapis cezası öngörmesi sebebi ile ilk 10 haftada gebe olduğunu fark edemeyen kadınların güvenli olmayan çocuk düşürme yollarına başvurduğu görülmektedir.

YARGI TACİZİ:

            22 Mayıs 2020 tarihinde Rosa Kadın Derneğine yapılan operasyonla başlayarak, kentte 2 ay içerisinde 5 operasyon yapılmış, 76 kadın hakları savunucusu ve siyasetçi bu operasyonlarda gözaltı ve tutuklamalar ile yargı tacizine maruz kalmıştır.

            Kadınlar; 8 Mart dünya kadınlar günü mitingine, barış hayal atölyesine, Mor Konvoy etkinliğine, adayı olduğu siyasi partinin aday tanıtım toplantısına katıldıkları için tutuklanıp aylarca özgürlüklerinden mahrum bırakılmıştır. Kadınların örgütlenme, düşüncelerini yayma ve örgütlenme özgürlüklerini kullanmaları kriminalize edilerek kadına yönelik şiddetle mücadele eden kadınlar şiddete maruz bırakılmıştır.

            Covid-19 virüsünün yoğunluk gösterdiği ve insanların evlerinden dahi çıkmaya çekindiği zamanlarda, gece yarısı, hijyen kuralları dikkate alınmadan, kolluk görevlileri tarafından ve köpekler eşliğinde yurttaşların evleri basılmış, işkence ile gözaltı ve tutuklamalar yapılmıştır. Diyarbakır’da haksızca açılan soruşturmalarda 70 li yaşlarda ve ağır kronik rahatsızlıkları bulunan Barış Anneleri Rebia Kıran ve Makbule Özbek gibi çok sayıda yaşlı ve hasta yurttaş günlerce gözaltında kalmış, bir kısmı tutuklanmıştır.

NEFRET VE AYRIMCILIK:

Diyarbakır Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu kurulma aşamasında  ve akabinde yapılan bazı faaliyetlerde homofobik ve transfobik saldırılara maruz kalmıştır. 

            Diyanet İşleri Başkanı LGBTİ+ ları pandeminin müsebbi olduğuna ilişkin bir hutbe  vermiş bunu üzerine Diyarbakır Barosu tepki olarak bir açıklama yapmıştır. Bu açıklamadan sonra Diyarbakır Barosu yöneticileri hakkında “halkının dini değerlerini alenen aşağılamak” suçundan soruşturma başlatılmıştır.

            LGBTİ+ların, kurumsal nefret söyleminden doğrudan etkilendiği görülmektedir. Nefret söyleminin üst düzey yöneticiler tarafından sahiplenilmesi, LGBTİ+ların adalate erişiminde ciddi zorluklara neden olmaktadır. LGBTİ+lar hem hukuki süreçlere başvurmakla sonuç alınamayacağını düşünmekte hem de özel hayatlarının gizliliği ihlal edilerek kimliklerinin ifşa edilmesinden endişe duymaktadır. Son dönemde yürütülen İstanbul Sözleşmesinden çekilme ve çekince koyma tartışmaları, LGBTİ+ları koruyan mekanizmaların olmaması, LGBTİ+ların varoluşlarının yok sayılması gibi etkenler LGBTİ+ların günlük hayat içerisinde uğradığı hak ihlallerinin de görmezden gelinmesine neden olmaktadır.  Yok sayma hali adli süreçlerinden sonra cezasızlıkla son bulmakta ve şiddetle mücadele konusunda onarıcı adaletin tesisi sağlanamamaktadır.

CEZAEVİNDEKİ SORUNLAR:

            Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda çift kelepçe uygulaması başlatıldığı, hasta tutsakların dahi çift kelepçe ile hastaneye sevk edildiği, bu konuda savcılıkla yapılan görüşmede “güvenlik” gerekçesinin öne sürüldüğünü tespit edilmiştir.

            Aramalarda insan onuru ile bağdaşmayan uygulamaların, çıplak aramaların yapıldığı, kurum içerisinde veya kampüs içerisinde bir yere gidip gelirken dahi hükümlü ve tutukluların çok sıkı aramalara tabi tutulduğu bildirilmiştir.

            Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda  koğuş içerisinde ve mahrem alanları görecek şekilde kameralar bulunmakta, bu durum özel hayatın gizliliği hakkını ihlal etmektedir.

            Mahpuslar, pandemi nedeniyle birçok aktivitenin kısıtlandığını ve koğuşlarda Kürtçe şarkı söylemeyerek aktiviteler gerçekleştirdikleri zaman memurlar tarafından uyarıldıklarını belirtmişlerdir. Havalandırma veya koğuşta Kürtçe şarkı söylenmesi halinde hapishane idaresince kameradan takip edilerek koğuşa gelip uyarıda bulunulduğu ve Kürtçe şarkı söylenmesine izin verilmediği belirtilmiştir.

            Kadın tutsaklar kaldıkları oda ve kısımların pandemi sürecinde çok nadir dezenfekte edildiğini, virüse karşı ürünler ve temizlik malzemelerinin kendilerine verilmediğini, ürün ve malzemelerin hapishane kantininde piyasa değerinin çok üzerinde bir fiyatla kendilerine satıldığını ifade etmişlerdir.

            Sıcak suyun nadiren verildiğini ve bu suyun ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirtmişlerdir. Soğuk suyun ise sık sık kesintiye uğratıldığını, bu nedenle kişisel bakımlarını ve kaldıkları odanın temizliğini yeterince yapamadıklarını ifade etmişlerdir.

            Pandemi sürecinde haftada iki kez ve 10’ar dakika olarak gerçekleştirilmesi kararlaştırılan telefon ile iletişim hakkını, haftada bir kez ve 20 dakika olarak gerçekleştirebildiklerini ifade etmişlerdir.

            Yemeklerin yeterli ve besleyici olmadığı, yemek kalitesinin düşük olduğu, diyet yemek zorunda olan hükümlü ve tutuklulara gereken diyet yemeklerin verilmediği, kurumda anneleriyle birlikte kalan çocukların beslenmesi için gerekli gıdaların temin edilmediği, örneğin bir çocuk için haftada ancak bir litre süt verildiği, bu miktarın gelişme çağındaki çocuk için yeterli olmadığı, çocukların beslenmesinde ihtiyaç duyulan gıda maddelerinin hem miktarının hem de çeşitliliğinin artırılması gerektiği belirtilmiştir.

            Annesiyle kalan çocuklar, annesi ile aynı yatakta yatmak zorunda kalmakta, çocuklara yaşına ve haline elverişli bir yatak verilmemektedir. Çocuklar için oyuncak bulundurulmasına hatta çocuğun gelişmesi için elzem olan boyama kalemi, boyama kitabı gibi malzemelerin bulundurulmasına dahi izin verilmemektedir.

            Diyarbakır Cezaevi’nde, bandrollü olan kitaplar “sakıncalı” denilerek kadın mahpuslara keyfi biçimde verilmemiştir.

            Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı, tutuklu ve hükümlülerin toplu fotoğraf çektirmesine “örgüt propagandası yapılmasını engellemek” ve “kurum güvenliğini sağlamak” gerekçeleriyle yasak getirmiştir. Karar, Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da kabul edilmiştir.

            Kadınlar, hastaneye sevk taleplerinde, rahatsızlığı ilgilendiren bölüme değil, kadınların psikiyatri kliniğine sevk edilmiştir.

ÖNERİLER;

       6284 Sayılı Kanunun etkili bir şekilde uygulanabilmesi devletin, kadına yönelik şiddetle mücadeleyi ilke olarak belirlemesi ve kadınları, kazanımlarıyla tehdit etmeyip İstanbul Sözleşmesinden kaynaklanan negatif ve pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle mümkündür. Bu nedenle, kadın alanında çalışan derneklerin üye ve yöneticilerine yönelik yargı tacizi sona erdirilmeli ve devlet, kadın cinayetlerine yönelik acil eylem planı oluşturarak asıl görevini hatırlamalıdır.

 

Şiddet mağduru kadınların adli ve idari makamlara yaptığı başvurular ivedi olarak takip edilmeli, kısa süreli işlevsiz koruma tedbiri kararları verilmemeli ve bu alanda çalışan kamu görevlilerinin toplumsal cinsiyet eşitliği, nefret ve ayrımcılıkla mücadele gibi konularda kapasiteleri artırılmalıdır.

 

Daha önce hazırladığımız raporlara da yansıyan, kamu personelinin  “şikayetten vazgeçirme”, ”uzlaştırma” gibi davranışları sona erdirilmelidir. Öte yandan barınma ihtiyacı olan kadınlar evlerine geri gönderilmemeli sosyal tesis, yurt gibi mekanlar acilen gerekli tedbirler alınarak kadınların kullanımına açılmalı, sadece kadına yönelik şiddet başvuruları alan ve 7/24 çalışan bir hat oluşturulmalıdır. KADES uygulamasını kullanan kadınlar yakından takip edilmeli gerekli önlemler alınmalıdır. LGBTİ+ların sığınma evine alınmasıyla ilgili özel önlemler geliştirilmeli ve bu konuda ayrımcı tutumlardan vazgeçilmelidir.

 

      Pandemi koşullarında kadına yönelik şiddetin önlenmesinin en önemli koşulu; İstanbul sözleşmesinde yer alan önleme, koruma, kovuşturma ve politika geliştirme maddelerinin etkili bir şekilde uygulanmasından geçmektedir. Bu kapsamda; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na ve Belediyelere bağlı  Sığınaklarda gerekli sağlık tedbirleri derhal alınmalı, odalar ayrılmalı, risk grupları mevcut ise karantina haline uygun yerleşimler planlanmalı ve kamuoyu bu konuda bilgilendirilmelidir. Acil destek hatlarının(155 polis,156 jandarma gibi) pandemi bahane edilmeyerek 7/24 aktif olmasının sağlanması gerekmektedir.

 

Türkiye’deki infaz rejimi mevzuatının ve politikasının uluslararası insan hakları hukukuna ve özel olarak da mahpus haklarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Mahpuslara yaşatılan işkence ve kötü muamele uygulamalarından derhal vazgeçilmeli, mahpuslara uluslararası hukukun emrettiği şekilde insana yaraşır bir muamele gösterilmelidir. Mahpusların mahremiyet hakkı korunmalıdır. Mahpusların koğuşlarını ve tuvalet banyo gibi özel alanları gösteren kameralar derhal kaldırılmalıdır. Mahpusların sağlığa erişim haklarının sağlanması, koruyucu sağlık hizmetlerine önem verilmesi, hastalığı olanların tedavi olanaklarından yararlanmaları için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Özellikle pandemi koşulları dikkate alındığında mahpusların sağlığa erişim hakkının sağlanması hayati önemdedir ve devlet bununla ilgili yükümlülük altındadır.

 

Şiddet mağduru kadınların adli süreçlere başvuru yaparken Kürtçe bilmeyen personelin olumsuz tutum ve davranışlarına maruz kaldığını ve bu sürecin kadınların adalete erişiminde ciddi sorunlara neden olduğunu önceki yıllarda yaptığımız raporlarda da dile getirdik. Bu sorun hala devam etmektedir. Kürtçe bilen kamu görevlisinin istihdam edilmesi, Kürtçe kamu spotu, Kürtçe yayınların basılıp yaygınlaştırılması adalete erişimin önündeki engelleri azaltacağı gibi dil temelli ayrımcılıkla mücadele açısından da elzemdir.

 

Nefret söyleminin üst düzey yöneticiler tarafından sahiplenilmesi, LGBTİ+ların adalate erişiminde ciddi zorluklara neden olmaktadır. LGBTİ+’ların adalete erişimi, adli kurumlarda(karakol, mahkeme vb.) meydana gelen ayrımcılığın önlenmesi, insan hakları alanında faaliyet yürüten kurumların adli süreçlere doğrudan katılımı ile gerçekleşebilir. Bu sebeple kamu kurumları onarıcın adaletin tesisi ve cezasızlıkla mücadele açısından öncelikle LGBTİ+ varoluşunu tanıyarak açıkça “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı ile mücadele etme” ilkesini benimsemelidir.

Nafaka ile ilgili tartışmalara son verilerek hali hazırda boşanma sürecinde olan kadınları ekonomik olarak güçlendirecek çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bunun için nafakaya hükmedilirken, kadının ve çocuğun geçimini sağlayacak bir miktar belirlenmelidir. Hükmedilen nafakanın tahsil edilebilmesi için caydırıcı düzenlemeler yapılmalı ve nafakanın icrası kolaylaştırılmalıdır.

ŞÖNİM’lerde istihdam edilen personelin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bilgilendirilmesi kadınların yapmış olduğu barınma başvurularında ikinci kez mağduriyeti engelleyeceği gibi şiddete maruz kaldığı yere gitmesine de engel olacaktır. Kayyım politikalarıyla işlevsiz hale getirilen sığınaklar bir an önce aktifleştirilmeli ve sığınakların sayısı ihtiyacı karşılayacak seviyeye çıkarılmalıdır.

Yukarıda tespit ettiğimiz hak ihlalleri ve yapmış olduğumuz kapsamında devleti yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyoruz. Bizler Mirabel Kardeşlerden miras aldığımız ruhla mücadeleye devam edeceğimizi 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle bir kez daha deklare ediyoruz.

Jin Jiyan Azadi

Diyarbakır Şiddetle Mücadele Ağı                                      

İnsan Hakları Derneği Kadın Komisyonu

Rosa Kadın Derneği

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi

Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi

Diyarbakır Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu

SHU-DER Diyarbakır Şubesi

TMMOB Diyarbakır Şubesi

Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesi

ÖHD Diyarbakır Şubesi

 SES Diyarbakır Şubesi

KESK Amed Kadın Meclisi

TTB Diyarbakır Kadın Komisyonu

DAKAH-DER

DERMEZ

 

           

 

           

>